Sayamadım kaç ay oldu, Yaprak Dökümü dizisinin çilekeş ailesi sattıkları evlerinde sığıntı gibi oturmaya, evin yeni sahibi beye karşı kendilerini mahçup ve ezik hissetmeye devam ediyorlar.
Bu insanlar bu evden ne zaman çıkacaklar, yeteeer! diyorsanız cevabı şu: Hiçbir zaman! Asla!
Film veya dizi… Çekim yapmak pahalı bir iştir. Onca seti o eve kurduktan, onca bölüm çektikten sonra sanıyormusunuz ki buradan başka bir yere set taşınır? Besbelli ki senaristler binbir dereden çile getirip, çilekeş ailenin çilesine yeni çileler ekleyip ailenin ikametgah senetlerini aynı muhtardan çıkarmaya devam edecekler…
Tamı tamına 1 year, 4 months önce saat 11:05 pm sularında yazmış. Çok istiyorsan yorum yaz
Ekonomik krizden dolayı giderek inceleşen ayağımızın altındaki topraktanmıdır bilinmez, Discovery Channel bu ayı “Hayatta Kalma Ayı” ilan etti. İlan etmekle de kalmadı, zor durumlarda hayatta kalma konsepti ile ilgili irili ufaklı birçok belgeseli de peşi sıra ekrana sürdü. Bu serideki belgeselellerden özellikle ikisi var ki, hele bir de arka arkaya gösterildiklerinde tam bir beyin cümbüşü, el ayak dolanması yaratıyorlar.
Bunlardan biri Ayı Griz denen ve adının hakkını hoyratlık katsayısı ile veren şahsın başrolde görüldüğü “Ultimate Survival”. Diğeri de son derece gariban bir beyefendinin başrolünde görüldüğü “Survivorman”. Her iki yapım da kahramanların ıssız, Allah’ın unuttuğu bir toprak parçasına, (dünyanın dört bir yanında çöl, buzul, kayalık, orman, bataklık olabiliyor) bırakılması ve kahramanın burada nasıl hayatta kalınabileceğini çeşitli örnek uygulamalar ile kameralar aracılığı ile izleyicilere aktarması teması üzerine kuruluyorlar. Ama aktarım biçimi ve son tahlil değerlendirmesi itibarıyla birbirlerinden ölesiye farklılar.
Ayı Griz denen ayı, böcek, kurt, solucan, çürümüş leş, kıvır kıvır yılan, ve hatta yoluna çıkan azman bir timsahı bile yakalayıp yiyebilirken, patetik rakibi Survivorman bunları gördüğü yerde kaçacak delik arıyor. Buna karşılık Ayı’nın maceraları yanında ve peşi sıra gezen kameraman ayı tarafından aktarılırken, survivorman kendi garibanlığını kendisi çekmeyi tercih ediyor. Griz beyoğlumuz hayatta kalma noktasında izleyiciye ümit ve güç aşılarken, diğeri kısaca geberip gidersiniz ekolünü tercih ediyor. Grizin bitirim, diğerinin sünepe olduğu göz önüne alındığında zorlu koşullarda hayatta kalmak için öküz derisi gibi deri, taşı bile öğütecek bir mide ve kıllı yünlü her mevzuya korkmadan atlayacak kadar şapşallığa ihtiyaç var. Diğer yandan macerasını tek başına yaşayan Survivorman’in sefaletini, ekürisi kameramanla, kurgusal bir atmosferde ve bir senaryo düzeneğinde ilerleyen Griz’in variyeti ile karşılaştırdığımızda, çıkarabileceğimiz bir başka sonuç da bu tür bir ortamda hayatta kalabilmek için kameramanın cebindeki çikolatalara ihtiyaç duyulduğu da olabilir. Bu durumda da takdir edersiniz ki kafalar karışıyor haliyle, rol modelimizi belirleyemiyoruz…
Tamı tamına 1 year, 4 months önce saat 2:14 pm sularında yazmış. Çok istiyorsan yorum yaz
bir ara bütçe açığımızdaki önemli negatif kalemlerinden birini oluşturuyordu brezilya dizileri. köle izahura ile başlayan bir furyadır ki memleketimin vaktiyle var olan bütün TV kanalları alışveriş kuyruğuna girmiş, yeni kıtadan bu diyara bir sürü irili ufaklı dizi taşımışlardır. o zamanlar eyvallah dediğimiz bu süreç şu sıralar düşündükçe çok manasız geliyor. zira aşk-ı memnu diye bi diziyle müşerref oldum, hem de h. z. uşaklıgil’in ölümsüz eserinden.
bir kere herşeyden önce dizideki acayip isimler nedeniyle bir disorientasyon yaşadım ve “bir türk dizisi mi yoksa bir brezilya dizisi mi bu izlediğim” ile ilgili ilk şüpheye böylece düştüm. behlül, peykel, zühlül, keşkül vs vs. bunlar nasıl isim yahu. al mercedes’i vur peykel’e.
ikincisi dizide yaşanan olaylar, hiçbirşey yaşamadan birşey yaşıyormuş izlenimi vermek bir sanat eseri olsa işte onun sanat eseri bu dizi. tipik bir brezilya dizisindeki son derece yavaş bir “pace” ekseninde, dizi inanılmayacak kadar yavaş biçimde ilerliyor. tıpkı brezilya dizilerinde olduğu gibi dizinin o bölümünün varacağı noktayı biliyorsunuz daha dizinin başındayken, çünkü konu olarak alabileceği mesafe o kadar sınırlı ve başı sonu o kadar belli ki. sonunda da sizi yanıltmadan o noktaya varıyor, bölüm bitiyor.
son olarak da acayip, brezilya dizilerinin bile ötesine geçen bir statik negatif enerji, bir gerilim. dikkat ettim dizideki bütün planlarda, iki kişi konuşurken üçüncü bir kişi uzaktan uzağa ya onları dinliyor ya da onlara bakıyor. bu bir yöntem. konuşan kişilerin birinin mood’u yüksekken, konuşanlardan biri pozitif enerji doluyken diğeri her zaman negatif yükle dolu oluyor ve bu yöntemle de statik bir gerilim yaratılıyor. gerçekten çok ilginç.
bence brezilyalılar bu diziyi görseler bu işi bırakabilirler. bizdeki dizi sektörü almış yürümüş arkadaş. son olarak şunu belirtmek isterim ki H.Z.U resmen beyaz roman yazarıymış, okumamakla birşey kaybetmiyor demek ki insan.
Tamı tamına 1 year, 7 months önce saat 8:29 pm sularında yazmış. Çok istiyorsan yorum yaz
üç aydan beri smallville tanınıtımında davudi sesli cnbce adamı tanıtımı ne derse desin aynı kel alaka cümleyle kapatıyor: “……Bu yeni kız dost mu yoksa düşman mı???”…
- Clark’ın başı dertte (bu yeni kız dost mu yoksa düşman mı)
- Clark dünyayı kurtarabilecek mi?? (bu yeni kız dost mu yoksa düşman mı)
- Sımolvilde lağım patlamış (haa bu arada, bu yeni kız dost mu yoksa düşman mı)
heralde adamcağızın okuyacağı metni hazırlayan arkadaş önceki haftanın metninden kopi peyst yaparken word sayfasının en altında kalan o cümleyi hep gözden kaçırıyor. bakalım ne zaman fark edecekler
o zamana kadar mal gibi bakıcaz bakalım bu yeni kız dost muymuş yoksa düşman mı…
Tamı tamına 1 year, 8 months önce saat 11:18 pm sularında yazmış. Çok istiyorsan yorum yaz
sağım solum her yanım dizi. hemen hiçbirini seyretmeyi başaramıyorum; ama her nasılsa zap mucizesi sayesinde hepsinden haberdar olabiliyorum.
dün tv’de izlediğim bir röportaj esnasında, önemli bir dizi oyuncusu ya da yönetmeni olduğunu zannettiğim şahsiyet “Shakespeare günümüzde yaşasaydı mutlaka dizi yazardı” dedi ve haklıydı. Haklıydı çünkü:
1. Shakespeare yine parasız olurdu ve hayatını yazarak kazanması gerekirdi
2. Söz konusu ünlü dizi şahsının belirttiği üzere Shakespeare’in öykü anlatma isteği biçimin ötesine geçerdi
1 yeterince açık. 2 de açık; sağolsun dogma sinemacıları biçimin hareket alanının darlığı ve yaratıcılık arasında doğrusal orantı olabileceğini kanıtladılar, başka hiçbirşeyi kanıtlayamadılarsa da… dolayısıyla shakespeare’in sıkı bir dizi yazarı olacağına ben de inanıyorum.
bazen dizilerdeki belli detaylardan gerçekten keyif alıyorum. ama bütün olarak bir dizi en iyi ihtimalle canımı sıkıyor. birçoğumuz dizilerle yaşamaya (bir post travmatik teslim bayrağı belirteçidir) çoktan alıştı. dizi, modern gelir geçer tüketim kültürünün portatif ve mobil, tek yetkili anlatım aracı haline çoktan geldi bile. herkes al dizi ver dizi gül gibi geçinip gidiyor.
bende ise bi tuhaflık var sanırım, ya da bi çeşit idrak yolları tıkanıklığı, şu dizi müptelalığına bi türlü bulaşamadım. yine de dizilerle ilgili süper fikirlerim yok değil, aha onları da burada anlatmayı düşünmekteyimmmmm
Tamı tamına 1 year, 9 months önce saat 4:17 am sularında yazmış. 1 yorum yazılmış