Dizine?

dizi izlemeyen adamın dizi günlüğü

Yabancı Diziler kategorisindeki yazılara bakıyorsun, bilmem söylemeye gerek var mı.

Discovery’de hayatta kalma varyasyonları

Ekonomik krizden dolayı giderek inceleşen ayağımızın altındaki topraktanmıdır bilinmez, Discovery Channel bu ayı “Hayatta Kalma Ayı” ilan etti. İlan etmekle de kalmadı, zor durumlarda hayatta kalma konsepti ile ilgili irili ufaklı birçok belgeseli de peşi sıra ekrana sürdü. Bu serideki belgeselellerden özellikle ikisi var ki, hele bir de arka arkaya gösterildiklerinde tam bir beyin cümbüşü, el ayak dolanması yaratıyorlar.

Bunlardan biri Ayı Griz denen ve adının hakkını hoyratlık katsayısı ile veren şahsın başrolde görüldüğü “Ultimate Survival”. Diğeri de son derece gariban bir beyefendinin başrolünde görüldüğü “Survivorman”. Her iki yapım da kahramanların ıssız, Allah’ın unuttuğu bir toprak parçasına, (dünyanın dört bir yanında çöl, buzul, kayalık, orman, bataklık olabiliyor) bırakılması ve kahramanın burada nasıl hayatta kalınabileceğini çeşitli örnek uygulamalar ile kameralar aracılığı ile izleyicilere aktarması teması üzerine kuruluyorlar. Ama aktarım biçimi ve son tahlil değerlendirmesi itibarıyla birbirlerinden ölesiye farklılar.

Ayı Griz denen ayı, böcek, kurt, solucan, çürümüş leş, kıvır kıvır yılan, ve hatta yoluna çıkan azman bir timsahı bile yakalayıp yiyebilirken, patetik rakibi Survivorman bunları gördüğü yerde kaçacak delik arıyor. Buna karşılık Ayı’nın maceraları yanında ve peşi sıra gezen kameraman ayı tarafından aktarılırken, survivorman kendi garibanlığını kendisi çekmeyi tercih ediyor. Griz beyoğlumuz hayatta kalma noktasında izleyiciye ümit ve güç aşılarken, diğeri kısaca geberip gidersiniz ekolünü tercih ediyor. Grizin bitirim, diğerinin sünepe olduğu göz önüne alındığında zorlu koşullarda hayatta kalmak için öküz derisi gibi deri, taşı bile öğütecek bir mide ve kıllı yünlü her mevzuya korkmadan atlayacak kadar şapşallığa ihtiyaç var. Diğer yandan macerasını tek başına yaşayan Survivorman’in sefaletini, ekürisi kameramanla, kurgusal bir atmosferde ve bir senaryo düzeneğinde ilerleyen Griz’in variyeti ile karşılaştırdığımızda, çıkarabileceğimiz bir başka sonuç da bu tür bir ortamda hayatta kalabilmek için kameramanın cebindeki çikolatalara ihtiyaç duyulduğu da olabilir. Bu durumda da takdir edersiniz ki kafalar karışıyor haliyle, rol modelimizi belirleyemiyoruz…

Posted 1 year, 4 months ago at 2:14 pm.

Yorum Yaz

bu yeni kız dost mu düşman mı, biri şu adama söylesin artık allahın aşkına!

üç aydan beri smallville tanınıtımında davudi sesli cnbce adamı tanıtımı ne derse desin aynı kel alaka cümleyle kapatıyor: “……Bu yeni kız dost mu yoksa düşman mı???”…
- Clark’ın başı dertte (bu yeni kız dost mu yoksa düşman mı)
- Clark dünyayı kurtarabilecek mi?? (bu yeni kız dost mu yoksa düşman mı)
- Sımolvilde lağım patlamış (haa bu arada, bu yeni kız dost mu yoksa düşman mı)

heralde adamcağızın okuyacağı metni hazırlayan arkadaş önceki haftanın metninden kopi peyst yaparken word sayfasının en altında kalan o cümleyi hep gözden kaçırıyor. bakalım ne zaman fark edecekler :) o zamana kadar mal gibi bakıcaz bakalım bu yeni kız dost muymuş yoksa düşman mı…

Posted 1 year, 8 months ago at 11:18 pm.

Yorum Yaz

dizilerle yaşamayı öğrenmeliyim…

sağım solum her yanım dizi. hemen hiçbirini seyretmeyi başaramıyorum; ama her nasılsa zap mucizesi sayesinde hepsinden haberdar olabiliyorum.

dün tv’de izlediğim bir röportaj esnasında, önemli bir dizi oyuncusu ya da yönetmeni olduğunu zannettiğim şahsiyet “Shakespeare günümüzde yaşasaydı mutlaka dizi yazardı” dedi ve haklıydı. Haklıydı çünkü:
1. Shakespeare yine parasız olurdu ve hayatını yazarak kazanması gerekirdi
2. Söz konusu ünlü dizi şahsının belirttiği üzere Shakespeare’in öykü anlatma isteği biçimin ötesine geçerdi

1 yeterince açık. 2 de açık; sağolsun dogma sinemacıları biçimin hareket alanının darlığı ve yaratıcılık arasında doğrusal orantı olabileceğini kanıtladılar, başka hiçbirşeyi kanıtlayamadılarsa da… dolayısıyla shakespeare’in sıkı bir dizi yazarı olacağına ben de inanıyorum.

bazen dizilerdeki belli detaylardan gerçekten keyif alıyorum. ama bütün olarak bir dizi en iyi ihtimalle canımı sıkıyor. birçoğumuz dizilerle yaşamaya (bir post travmatik teslim bayrağı belirteçidir) çoktan alıştı. dizi, modern gelir geçer tüketim kültürünün portatif ve mobil, tek yetkili anlatım aracı haline çoktan geldi bile. herkes al dizi ver dizi gül gibi geçinip gidiyor.

bende ise bi tuhaflık var sanırım, ya da bi çeşit idrak yolları tıkanıklığı, şu dizi müptelalığına bi türlü bulaşamadım. yine de dizilerle ilgili süper fikirlerim yok değil, aha onları da burada anlatmayı düşünmekteyimmmmm :)

Posted 1 year, 9 months ago at 4:17 am.

1 yorum