bunca yıl brezilya dizilerine yoksa boşa mı para verdik: aşk-ı memnu!
bir ara bütçe açığımızdaki önemli negatif kalemlerinden birini oluşturuyordu brezilya dizileri. köle izahura ile başlayan bir furyadır ki memleketimin vaktiyle var olan bütün TV kanalları alışveriş kuyruğuna girmiş, yeni kıtadan bu diyara bir sürü irili ufaklı dizi taşımışlardır. o zamanlar eyvallah dediğimiz bu süreç şu sıralar düşündükçe çok manasız geliyor. zira aşk-ı memnu diye bi diziyle müşerref oldum, hem de h. z. uşaklıgil’in ölümsüz eserinden.
bir kere herşeyden önce dizideki acayip isimler nedeniyle bir disorientasyon yaşadım ve “bir türk dizisi mi yoksa bir brezilya dizisi mi bu izlediğim” ile ilgili ilk şüpheye böylece düştüm. behlül, peykel, zühlül, keşkül vs vs. bunlar nasıl isim yahu. al mercedes’i vur peykel’e.
ikincisi dizide yaşanan olaylar, hiçbirşey yaşamadan birşey yaşıyormuş izlenimi vermek bir sanat eseri olsa işte onun sanat eseri bu dizi. tipik bir brezilya dizisindeki son derece yavaş bir “pace” ekseninde, dizi inanılmayacak kadar yavaş biçimde ilerliyor. tıpkı brezilya dizilerinde olduğu gibi dizinin o bölümünün varacağı noktayı biliyorsunuz daha dizinin başındayken, çünkü konu olarak alabileceği mesafe o kadar sınırlı ve başı sonu o kadar belli ki. sonunda da sizi yanıltmadan o noktaya varıyor, bölüm bitiyor.
son olarak da acayip, brezilya dizilerinin bile ötesine geçen bir statik negatif enerji, bir gerilim. dikkat ettim dizideki bütün planlarda, iki kişi konuşurken üçüncü bir kişi uzaktan uzağa ya onları dinliyor ya da onlara bakıyor. bu bir yöntem. konuşan kişilerin birinin mood’u yüksekken, konuşanlardan biri pozitif enerji doluyken diğeri her zaman negatif yükle dolu oluyor ve bu yöntemle de statik bir gerilim yaratılıyor. gerçekten çok ilginç.
bence brezilyalılar bu diziyi görseler bu işi bırakabilirler. bizdeki dizi sektörü almış yürümüş arkadaş. son olarak şunu belirtmek isterim ki H.Z.U resmen beyaz roman yazarıymış, okumamakla birşey kaybetmiyor demek ki insan.